03 Nisan 2012

Evrime inanmıyorsun diye hayvan kalmak zorunda mısın?


Ülkedeki temel sorun kesinlikle din olgusu ve din sömürüsü.

Milyonlarca insanın aynı şeye inanması zaten olağanüstü bir durumken bir de hepsinin aynı şekilde tepki vermesi tabi ki beklenemez ancak kesin olan bir gerçeğin bu kadar evrilip çevirilmesi, herkesin kafasına göre yorumlaması direkt inandıkları şeye aslında inanmadıklarının göstergesi değil midir?

Evet uzun bir aradan sonra karışık bir giriş oldu biliyorum ancak yazının devamını okuyunca aslında söylemek istediğim şeyi algılayabileceksiniz.

Efendim Ali Rıza Demircan diye bir amcamız "islam'a göre cinsel hayat" adında bir kitap yazmış.

Kitapta öyle şeyler yazıyor ki ben her cümlesine ayrı ayrı Acun Ilıcalı şaşkınlığıyla "yoook artıııkk!!!" tepkisi verdim.

Bi kaç cümle koyalım buraya da;

-Cennetliklerin en alt derecesine günde 72 kadın verilecektir. Tam mümin ise günde 100 bakire ile cinsi münasebette bulunacaktır.

-Cennette kadınlar cinsi münasebette bulunduktan sonra yine bakire olacaklardır.

-Cennettelik erkekler, cennette vücutları kılsız, yüzleri sakalsız, gözleri sürmeli olarak gireceklerdir.

-Cennete giden erkeklerin cinsel uzuvları eğilmez, hep dik kalır.

-Erkek, hem karısıyla, hem de hurileriyle sabahtan akşama kadar sürekli cima (seks) yapabilecek.


Bunları okuduktan sonra yorum yapmak gerçekten çok güç.

Ben yalnızca Rıza kişisinin cinsel fantezilerini görüyorum bu kitapta. Kendisi sürekli dik, kılsız tüysüz bir erkek istiyor anlaşılan.

Yahu bu din bu kadar berbat bir şey midir? Kadınlar bu kadar mı aciz görülürler? Siz hangi kitapları okuyor hangi insanların sözlerini dinliyorsunuz?

İşte 'temel sorun'dan kastım, yukarıdaki cümleleri yazabilen zihniyettir.

Bu zihniyet yüzünden koca koca insancıklar bu kadar bekaret sapkını, kan doyumsuzudurlar.

Bunlar yüzünden bu ülkede 14 yaşındaki kız çocuklarına sarkıntılık edilmekte.
Bu küflenmiş zekalılar yüzünden "eğitimde kız ve erkek çocukları ayrılsın" denilebiliyor.

İçlerindeki sapkın hayvan yüzünden ilkokul çocuklarına "45 cm den fazla birbirinize yaklaşmayacaksınız!" diye buyruluyor.

Din'inin savunulucuğunu yapan gerçekten sadece günah olduğu için değil bir de insan olduğu için suç işlemeyen insanlara söylüyorum, bu insanları ayıklamadığınız sürece bu din'e insanların inanmasını, ne saniyede 3 yumurta bırakan güvercin ne de anında mağaranın girişini örten örümcek sağlayabilir.

Hassas bir konuda yazdığımın farkındayım ona göre tepkiler gelecektir de ancak şunu bilin ki ben bunları yazarken hiç bir tarafta değilim, yalnızca dümdüz bir insanım.
Ve bir erkek olarak, günde 100 kadınla beraber olmanın hepsinin de her seferinde bakire olmasının cennet sayıldığı bir yere gitmeyi aklımın ucundan dahi geçirmem.

23 Aralık 2011

Bir Garip Kafalar



Derdim dünyadan daha hızlı dönen, değişen gündemlerimizden en sonuncusu; 'sözde soykırım'

Gerçekten bu politika da politikacılar da çok komik ve aciz insanlar, çıkan yasaların anlamsızlığı, iğrençliği bir yana dursun, bu yasaların üzerinden yapılan politikacı yorumları alınan kararlardan da vahim oluyor.
"Sen mi öretecen len politikayı!" diye bir çıkışı herhangi bir büyüğümüzden beklerim mesela.

İlk yanlış sözde soykırım yoktur diyen'i cezalandıran (ki bu nebiçim suç ben böyle bir ülkede yaşadığım halde anlam veremiyorum) yasaya karşı çıkarken "-amaaa sizde cezayirlileri katlettiniz hıh!" gibi, ama örtmenim oda benim saçımı çekti kıvamında bir salaklığa düşülmesi. arkadaşım sen temiz olduğunu kanıtla, aç arşivini gerekirse ülke ülke her ziyaretinde bunu belirt , gözlerine sok böyle bir şeyin olmadığını. Neden üstündeki çamuru bulaştırmaya çabalıyorsun, nedir bu ilkokullu tavırları?



Bir de bu savunmaları yapan siyasetçilerin bulundukları makamı kahvehane taburesi sanmaları var, adam AB bakanı, gelmiş Sarkozy e Sarko diyor, sanki halısahadan arkadaşlarmış da bize söylemiyorlarmış havası var. "Geçen gün sarkoyla oturuyoruz :S" bu ne vıcıklık lan?
Sayın başbakanımız ise sen bilmiyorsan baban bilir o bilmiyorsa deden bilir demiş :) haydaaaa ?! nak? babacım siz ülke yönetiyorsunuz , kasap nurinin size "2 dakka işim var dükkana bakıver " diyerek emanet etmedi ki orayı ? Ne biçim kafalar bunlar?

Soykırım'a sözde lafını tam anlamıyla yapıştırmak için artık o arşivlerin bir güzel gün yüzüne çıkması, herkesin tatmin edilecek şekilde bilgilendirilmesi (bu tatmin lafı da buralara çok yakışıyor he bi de sehven var ki oofff) gerekiyor. Başka türlü belli ki bu iş olmayacak, sonra siz böyle gazı veriyosunuz melih gökçek de çıkıp "Fransız konsolosluğunun önüne Cezayir anıtı dikelim, bir de buton koyalım gelen giden bassın Cezayir Marşı çalsın" falan diyor.

3 tane ülke için önemli isimden bahsettim yazıda, yaptıklarına bakınca sanki ülkeyi 9-A sınıfı yönetiyormuş gibi duruyor.

Yapmayın etmeyin abiler, lobiniz libidonuzdan bol olsun, yoksa olmaz bu işler böyle...

30 Kasım 2011

just breathe

Bloga bu sene her ay en az 1 yazı yazmışım, aslına bakarsan 2009 yılında öyle bi boşaltmışım ki içimdekileri şimdi fikirlerimin yazıya dönüşene kadar içimde bu kadar yankılanmaları normal sayılabilir diye düşünüyorum.

Her neyse, dedim ki acaba sırf bu ayı boş geçmemek için boş bir post bırakıp sonra mı dönüp yazsam? Sonra da kendimi kandırma isteğime bakıp güldüm, şimdi ise "yazı yazmıyorum ne zamandır yeaaa" temalı klasik kaçış postlarından birini yazdığımı farkedip ne kadar utanmaz olduğumu yüzüme vuruyorum...

Malumunuz okulda son sene, bayaa bi yıllık tatilimizin son zamanları, tıpkı yaz tatili için ayarladığı otelde son gün açık büfeye, havuza, beleş vodkaya saldırdığı gibi saldırıyoruz biz de tatile. Sürekli bir gezme ve içme hali, sırf İzmir de izlediğim diziler falan yaptım bu sene. Ki bilmeyenler için söylüyorum Muğla'da okuyorum (beni bilmeyen kim yazının burasına kadar gelir gerçi? ) O sebepten diyorum bu blogu bu kadar boşlamam. İnsanlarla daha çok vakit geçirdikçe , konuştukça, buraya yazmaya düşündüğüm şeyleri önce başkalarının kulaklarına sürtünce , buraları okuyan gözlerinize ihanet edecekmişim gibi geliyor, değersiz buluyorum, yazmıyorum.
Yazmıyorum ama sizi sevdiğimden lafı ile de hiç tanımadığı müşterisine abla 100 lira ama sana 70 olur yavşaklığına da giriştiğime göre ben artık gideyim buralardan.

Kasım ayı aslında çok bereketli bir aydır post için ancak ne futbolumuz kaldı ne huzurumuz , o yüzden kusura bakmayın, birdaha ki sefere içi dolu yazarım sizde sağ üstteki çarpıya son cümleyi okumadan basmassınız. Bonus olarak da bir şarkı yollayalım, hem göze hem kulağa hitap eden boş bir yazı olsun;


Saygılar.. ( bakbak:) )

05 Ekim 2011

O'na Anlatı

6 yaşındayım falan…
Bir tane sütkardeşim var. Karşılıklı evlerde oturuyoruz, karşılıklı, sokaklarda oynuyoruz onunla.
Mahallede bir elektrik direğine pota bağladık.
Sonra ben direğin dibindeki bahçe duvarına çıktım.
Hilal…
Sütkardeşim…
O aşağıdan topu atıyor; ben de yakalayıp potaya basıyorum smacı.
Hani bahçe kapılarının süslemeleri olur ya demirden; böyle uçları çıkık çıkık olur, sivri…
Hilal aşağıdan topu yolladı.
Top benim boyumu geçti ama inat etmişim bir kere; basacağım smacı.
Topla beraber havalandım.
Ayaklarım boşta, havada güzel bir saltoyla kafa üzeri o demir kapının çıkıntılarına düştüm.
Kafamın kenarında güzel bir izi var o yarığın.

Bazen geçmişini saçlarınla bile gizleyebiliyorsun…
Bazen de suratına ilk bakışlarında anlıyorlar küçükken televizyonu hangi mesafeden izlediğini…

Elimden tuttu Hilal.
Eve 2 ev mesafedeydik zaten Eve götürdü.
Zili zorluyoruz kimse açmıyor.
Ben de henüz korkulu bir göz görmemişim; belki de o yüzden dehşete kapılıp ağlamıyorum hala.
Kapıyı kimse açmadı, annem komşuya gitmiş. Sonra biz de el ele komşuya gittik. Ama kan fena akıyor…
Anneme ulaştığımızda üzerimdeki yeşil t shirt artık yeşil değildi…
Annemin gözleri de artık bildiğim gözleri terkedip dışarı fırlamak istiyordu sanki,
O gözleri görünce anladım…
Ağladım!
Hilalin bıraktığı ellerimden o tutuyordu artık,
Doktora gittik dikiş attırdık. Kan durdu.

Bazen yaraları iğne iplikle kapatabiliyorsun…
Bazen de yüzüne bir bakışta anlıyorlar geçmişte acıya ne mesafeden yaklaştığını…

21 Eylül 2011

Biz Kazandık!





Bak canım kardeşim, 20 Eylül 2011 günü oynanan Fenerbahçe - Manisaspor maçı ile ilgili yazacağım şimdi. Senin anlayacağın kadar açık bir şekilde anlatmaya çalışacağım derdimi;

Bak güzel kardeşim o çatal dillerinizi uzattığınız ilk eleştirilerinizden başlıyorum açıklamaya.
İlk olarak "Bedava mezar olsa içine gireriz" çamurunuzdan başlıyorum. Bedavacı dediğin taraftar hep en pahalı kombineleri hep en pahalı biletleri aldı tarih boyunca, belki tek tük değişimler oldu ancak bu genelde bu şekilde gelişti.
Bedavacı dediğin taraftar, 1 günde 1,5 milyon TL ye yakın para soktu kulübünün kasasına, yalnızca Fenerium'dan aldıkları ürünlerle.
Bedavacı dediğin taraftar Cebinden aldığı mazotla önce topuk yaylasına gitti sonra caddeye döndü, adliye ile metris arasında volta attı.
Bedava diye bu kadar kalabalık oldular dediğin taraftar 100.000 kişi ile Boğaz trafiğini kapattı! O tribünde gördüğün kadınların hatta çocukların bazıları o gün orada biber gazı çektiler ciğerlerine!
Kiminizin taraftarı turnikelerden beleş giriyor stadına, kiminizin ise Stadı bile BEDAVA!

40.000 kadın deniyor ama bu sadece dağıtılan bilet sayısı, daha sonradan biletsiz sadece kimlikle alındı kadınlar. Evet bu yüzden maraton tribününün merdivenleri gözükmüyordu canım kardeşim.

Gelelim hala feNerasyon kafasındaki arkadaşlara, gerçi ben sizin için ne kadar açık yazarsam yazayım bu güzel hayal gücünüzle doğru şekilde anlayabileceğinizi sanmıyorum ancak neyse biz üstümüzden atalım da gerisi size kalmış.
Diyorsun ki federasyon Fenerbahçeye iyilik yaptı, öncelikle bu karar tüm kulüpler için alınmış bir karardır. Karara bende saygı duymuyorum ancak seyircisiz maç hiç olmasın istediğim için duymuyorum, kadınlar'a ceza denildiği için saygı duymuyorum. Her neyse sen zamanlaması açısından bu kararın tüm kulüpler için verildiğini idrak edemeyebilirsin şimdi. TFFnin yaptığı bu yavşaklık tamamen göze hoş görünme çabasıdır ancaaak! sen diyorsun ki Fenerbahçe'ye kıyak geçildi. Bak gerizekalı güzel kardeşim, Bursa taraftarı bursa şehrini ateşe verdi! Stadı değil şehri diyorum umarım anlayabiliyorsundur. Peki bunun için verilen 5 maçlık cezaya ne oldu haberin var mı? Uçtu güzel kardeşim, ceza indirildi falan bile değil, tamamen kalktı o ceza!
Fenerbahçe bu 2 maçlık cezayı hak etmek için ne yapmıştı peki? Sahaya girdi, 1 tek kişinin bile kılına zarar vermedi! Anlatmak istediğim, biz zaten o 2 maçlık cezayı hak etmemiş gözüküyorken stadı kadınlarla doldurmak nasıl bir feNerasyon işidir? Burada aslında soru sormuyorum cevabı veriyorum. Anladın mı?

Ve güzel kardeşim Kadınların maç çıkışı verdikleri röportajlarla dalga geçmeye başlamışsın gördüğüm kadarıyla, bak içindeki korkuyu çok iyi anlayabiliyorum ama aklını bu kadar örtmesin bu korku ne olursun!
Orada gördüğün kadınların yarısından fazlası Manisa kalecisini Volkan Demirel sanacak kadar uzaklar sahaya! (sahaya derken futbola demek istedim aman kafan karışmasın)
Ona rağmen bi çoğunun ofsayt'ı, senelerdir futbolun içinde olan bunu meslek edinmiş bir erkek kişisinden bile daha fazla bildikleri belli oldu dün gece, evet canım benim yan hakemden bahsediyorum.

Dün gece çığlık çığlığa maçı takip eden on binlerce kadın Şükrü Saraçoğlu'na (ki sen bu isimle dahi dalga geçebilecek karakterde bir arkadaşsın) Fenerbahçeyi sahiplenmeye geldiler, adeta evlatlarını kucaklamaya geldiler, dosta düşmana birlik mesajı vermeye geldiler! Bakın biz en kötü gününde dahi Fenerbahçemizin yanındayız dediler, haklı korkunu anlıyorum fakat bu korkunu dışa yansıtmamak için "ehehehe ama kazandık dedi yeaaa" geyiğine girmen....

Bu süreç bir savaş biz Fenerbahçeliler için ve bu savaş süresince eli silah tutan herkes görevde (eli silah tutan derken ne demek istediğimi bir arkadaşına sor o anlatsın vallahi yoruldum) bir arkadaşın dediği gibi nasıl ki Kurtuluş savaşında cepheye destek olmaya çalışan kadınlarımız savaşmayı bilmiyorsa bu kadınlarımız da öyle, onların yalnızca orada olmaları gerekiyordu oldular. On binlerce kadın'ı 1 günde çıkmış bir kararla en sevdikleri dizi'nin olduğu gece İstanbul gibi bir şehir'de (kadın güvenliği açısından can sıkıcı noktaları çoktur) sen dışarı çekemezsin o da çekemez bu da! Ama Fenerbahçe sevgisi öyle büyük bir şeydir ki, hasta yatağında yatan koca karısına "-bu akşam maça gitmezsen sana hakkımı helal etmem!" tehditi savurur, evine dönen Fenerbahçeli kadın'ı taşıyan taksici "Fenerbahçeli kadınlardan bugün para almıyoruz, sırtımızda taşısak yeri!" cevabını verebilir, verir! Bu yüzdendir ki onlarla dalga geçmeniz ruhla, gururla dalga geçmenizdir.
Ayrıca "-ama 3 puan alamadınız"a "-Olsun sonuçta yendik" diyen taraftarımız son derece haklıdır! Olsun sonuçta yendik, TFF'nin ceza olarak verdiği kararı ödül'e dönüştürerek yendik. Dosta düşmana bu gücü bir kez daha bir kez daha göstererek yendik. Sen de biliyorsun aslında bunu, görüyorsun Fenerbahçe'nin nelere kadir olduğunu. İçin için korkuyorsun biliyorum ancak korkun senin gerçeklerden kaçmanı sağlayamayacak. Korkun Fenerbahçe Birliği'nin kokusunu salacak, miden bulanacak, çekemeyeceksin! Ancak Fenerbahçe dev cüssesiyle, milyonlarca taraftarıyla tam olarak hiç düşmediği yerden doğruldu, gümbür gümbür üzerinize geliyor!
Fenerbahçe bu düzeni bozacak! Fenerbahçe oyunlarınızı, ittifaklarınızı bozacak!
Fenerbahçe geliyor, eskisinden daha büyük daha fazla halkla iç içe geliyor.

Kuyruklarınızı kıstırdığınız gibi kaçmaya başlayın şimdiden çünkü geri geldiğimizde bir daha asla ama asla gülemeyeceksiniz!


09 Ağustos 2011

Alıntı Ve Sayfa #3


Bu defa en sevdiğim yazarın bir kitabından alıntı yapalım, Chuck Palahniuk!
Yeraltı Edebiyatının en güzide yazarı, bir çoğunuz onu fight club'ın yazarı olarak biliyor ancak onun fight club'dan da kaliteli öyküleri var. Alıntı yapacağım kitap belki onlardan biri değil ama o da başarılı. Onun kaleminden kötü birşeyler çıkmasını da bekleyemezdim zaten. Çevirisiylede ülkemizde tepki alan Ölüm Pornosu adlı kitaptan geliyor seriinin 3. alıntısı. Porno sektöründe izleyicisinden, çalışanına kadar herkesin hayranı olduğu Cassie Wright ve onun başarılı asistanı Sheila arasında geçen konuşmayı, Sheila'nın ağzından dinliyoruz;


***

Kafe penceresinden dışarıya bakmaya devam eden Bayan Wright ne sokaktan gelip geçen arabaları ne de yürüyen insanları izliyordu. Adsız karakterler yağmurdan korunmak için ya şemsiyelerini açıyor ya da ellerindeki gazeteleri kafalarının üzerinde tutuyorlardı. Bunların hiçbirini izlemeyen Bayan wright, "Eee, parlak fikrin nedir bakalım?" diye sordu.
Satacağım fikir. Onun ajansını aramamın nedeni buydu. Son beş yıldır iş yaptığı bütün prodüksiyon şirketlerini aradım. Mektuplar yazdım, ısrarımın sebebi sapkın olmam değildi. Mastürbasyon delisi değildim.
Ona şişme bebeği icat eden kişinin Adolf Hitler olduğunu bilip bilmediğini sordum.
Ve Bayan Wright siyah güneş gözlüğünün ardındaki gözlerini bana çevirdi.
Birinci dünya savaşı sırasında Hitler yaya haberciydi, bir Alman siperinden diğerine mesaj iletiyordu ve silah arkadaşlarının Fransız genelevlerini ziyaret ettiğini görünce midesi bulandı. Aryan soyunun saf kalmasını sağlamak ve zührevi hastalıklarından bulaşmasını engellemek için
Nazi bölüklerinin savaşa giderken yanına alabileceği şişirilebilir bir bebek yapılması yönünde talimat verdi. Bebeği Hitler tasarladı. Bebeğin saçları sarıydı ve kocaman memeleri vardı. Müttefikler Dresden'i bombalayınca, Fabrika yıkıldı ve bebekler dağıtılamadı.
Harbiden doğru.

Bayan Wright cımbızla alınmış kaşlarını, koyu renk güneş gözlüğünün üzerinden görünecek şekilde yukarı kaldırıyor. Gözlüğün siyah camlarında kendimi görüyorum. Ve içtiği kahvenin, kenarına kırmızı ruj bulaşmış kağıt bardağını. Dudaklarından, "Ben anneyim, biliyorsun değil mi?" sözleri dökülüyor.
Güneş gözlüğüne, tüvit tayyör içindeki görüntüm yansıyor. Parmaklarım evrak çantamın kilit mandalını açıyor, öne uzanıyorum ve saçlarım ensemde topuz yapılmış.
Satacağım fikir için, ilk üretilen şişme bebeği baz alarak yeni bir proje planladım. Nazi bakış açısını çalıştım. Tarih bakış açısını çalıştım. Bu hikayeye sahici bir eğitim değeri kattım.
Bayan Wright'ın dudaklarından "Evet, bebeğimi senin yaşında doğurdum" sözleri dökülüyor.
Bu Hitler şişme bebek projesini gerçekleştirirsek, projeyi doğru düzgün gerçekleştirebilirsek, o bebek için çok fazla para kazanabiliriz. O bebek nasıl olursa olsun. Bayan Wright ona üniversite bursu bağlayabilir, alacağı evin peşinatını ödeyebilir, iş için sermaye verebilir. Eninde sonunda o bebek Bayan Wright'ı sevmeye mecbur kalacaktır.
Bayan Wright penceredeki yansımasına bakmak için o tarafa doğru dönüyor. Pencereyle siyah renkli güneş gözlüğü arasındaki yansımasının yansımasının yansımasında Cassie Wright, sonsuzlukta gözden yitene kadar küçülüyor, küçülüyor, küçülüyor.
Bayan Wright, büyüme çağında gittiği dini okulda bütün kızların kulaklarını örtecek şekilde eşarp taktığını söyledi. Kitabı Mukaddes'e göre Kutsal Ruh, Meryem Ana'nın kulağına fısıldadığı anda Meryem Ana hamile kaldı. Ona göre, kulaklar vajinaydı. Tek bir yanlış fikir duyduğunda, masumiyetini kaybediyordu insan. Tek bir detay, çok şey demekti ve insanın hayatı kararıyordu. Bilgi yüzünden insan aşırı dozdan ölüyordu.
Harbiden doğru.


***

08 Temmuz 2011

Adalet Pazar'ı


Şampiyonluk gelsin diye tüm sezon yüreğimizi emanet ettik Fenerbahçeye, tüm sezon peşinden koştuk sarı lacivert çubuklunun, futbolculardan çok terledik kimi zaman ama haz duyduk bundan, çünkü sonunda mutluluk gelecekti , tüm senenin yorgunluğunu sevince dönüştürecekti en sonunda.

1 sene koştuk 1 tane şampiyonluk kupası için ve bir Pazar günü geldi şampiyonluk , bir pazar günü sevinç denizinde boğulduk tüm sarı lacivert kalplerle birlikte.

Şimdi işin ucunda 1 tane şampiyonluk değil 104 yıllık şerefli Fenerbahçe tarihi var, Fenerbahçe onuru var yolun sonunda.
1 tane şampiyonluk kupası için 1 yılını feda eden taraftar 104 yıllık bir geçmiş için neler yapmaz ki?

Pazar günü tüm adaletsizliklere inat, onların kurduğu oyunlara, düzene inat gidin caddeye!
Pazar günü şampiyonluğun geldiği pazar günü gibi kucaklayın takımı, omuzlarınızın üstünde değil yüreklerinizin üstünde gezdirin onları!
Pazar günü kendi içimizdeki pısırıklara inat da bağırın Fenerbahçe diye, bu büyük sevgi gücünü türk polisinin değil amerikan ordusunun bile durduramayacağını haykırın onlara!

Bu pazar çoluğunuzu çocuğunuzu alın yanınıza, eski günlerdeki gibi kahve kahve dolaşıp Fenerlileri toplayın, sizi Fenerbahçeli yapan babanıza onun mirasına sahip çıktığınızı ıspatlayın...

Bu pazar üzerimizde oynanan oyunların karşısına öyle bir duvar çekin ki bir daha yanımızdan dahi geçemesinler.

Fenerbahçelilerin eline geçecek en büyük fırsat, en önemli, en büyük görev bu pazar orada olmak.

Bu pazar herkes herkesten daha çok Fenerbahçeli olsun, topuk yaylasından sonra caddede bulunsun!

05 Temmuz 2011

Küme düşşek ne olur?

Yılın en güzel zamanı, dışarısı günlük güneşlik bir yanda deniz bir yanda kum millet tatillerde...
Temmuzun 3'ü , mevsim kendinden bekleneni vermeye başlamış miss gibi bir pazar sabahı...

Tepede parlayan güneş'i bir anda sıkıntının kara bulutlar kapatıyor, güneş yakıyor ama aydınlatmıyor artık!
Ne iştah kalıyor adamda ne de bir kahvaltı keyfi, nasıl geçsin ki Fenerbahçe için parçaladığımız boğazlardan o lokmalar?
Nasıl dokunurlar ki bizim emeklerimize, göz bebeğimiz, Fenerbahçemize verdiğimiz desteğe, duyduğumuz inanca?

Bu camia'nın en büyük gururudur şeref!
Nasıl dokunurlar ki bizim şerefli tarihimize?

TV , Gazetelerde herkes Fenerbahçe'nin savcısı, polisi, hakimi olmuş.
Fenerbahçe yine yalnız! Kulüp yöneticilerinin dilleri tutulmuş, yayın organları hala kürek takımı şampiyonluklarını konuşuyor!
Koca çınar'a baltalarla saldırıyorlar, yönetim hala yapraklarını gözümüze sokuyor!

Aziz Yıldırım, kulübün başkanı, Fenerbahçe denildiğinde akla o geliyor çoğu kimselerde.
Aziz Yıldırım, sevmediğimiz adam belki ama Fenerbahçe'nin Başkanı, Yanında durmamız gereken adam...
Aziz Yıldırım şu an göz altında ve bunun sebebi ise muamma?
Fenerbahçe göz altında şuan! Tarihi mahkum ediliyor, kirletilmeye çalışılıyor.

Geriye dönüp sezondaki maçlara baktığımızda, 17sine de ayrı ayrı ayar vermiş bir takımdan bahsediyoruz.
Fenerbahçe kadrosu sizce hangi takımı yenemezdi bu lig de?

Ligin son birkaç haftasına bakalım, Tüm türkiye Fenerbahçe'nin karşısında! Trabzon belki de buca maçında düşecekti ama buca topçusu düz çimen zeminde bir anda yere düşüyor sağında solunda kimse yok! Top ağlara gidiyor ve trabzonspor yakamızda devam ediyoruz lige.
Tüm türkiye ruhani teşvik primi veriyor zaten tüm rakiplerimize, hepsi ayrı bir hırsla oynuyor Fenerbahçe karşısında buna rağmen Trabzon karşısında bir tek eskişehir doğru düzgün top oynamışken , karabük kalecisi Fenerbahçe karşısında durum 1-0 iken karşı kaleye kadar koşup gol arıyorken. Sivas maçında gayette Fenerbahçe zorlanarak gol atmışken Fenerbahçe soruşturmanın en başında gözüküyor.

Neymiş efendim yalnızca Fenerbahçe değilmiş de başka kulüpler de varmış.
Bu ülkede bir adamı harcarken ne zaman yanındaki daha önemsiz kişiler dikkate alınmış ki? Sırf dikkat çekmemek için bile harcayabilirler bu kulüpleri. Bu süslemenin nesine güvenelim ki biz?

Neymiş efendim sivas başkanı maçtan önce "4" işareti yapmış. Kim bilir adam neden bahsediyordu orada. Hakikaten bu kadar gerizekalı olunabilir mi? Böyle bir saçmalık var mıdır ya? Gol başına para mı verilmiş yoksa bu adama? Skor üzerine bahis mi yapılmış. 4 gol yemek üzerine şike ancak bahis için yapılabilir ki bunun da suçlamalarla uzaktan yakından alakası yok!

Bucalılarla Maçtan önce yemek yenmiş? Vay arkadaş, milleti kandıracağız diye hakikaten böyle dandik ispatlar sunmalarını beklemiyordum. Sanki o yemekler normal değilmiş gibi gösteriliyor ve buna inananlar var. Ki buca maçını çıplak gözle izleyen bir insan olarak böyle maç satılamayacağına kalıbımı basarım. Ulan raiting mi bekliyor bu kulüp de böyle heyecanlı hale getirmek istiyor maçları? Satın alırsa rahat rahat yener rakibini en azından topçusunu çok yormaz lig bitmemişken. Öldük öldük dirildik İzmir'de, izleyen herkes anlayabilir bunu.

Fenerbahçe üzerine oyunlar oynanıyor, bu defa çok büyük oyunlar çok büyük iftiralar dönüyor üstümüzde.
Generalleri içeri alan "polis " ekibi Fenerbahçe'nin de üzerine geliyor.

Fenerbahçe taraftarının emekleri hiçe sayılıyor, bütün sene maçları kovalamış taraftara, boğazını patlatmış insanlara, belki de maçları kendilerinin kazandırdığını hisseden taraftarlara bir hakaret var. İnanın bu yapılanlar bizlere çok dokundu, yaptığımız her şeyi hiçe sayıp şampiyonluğu şikeye bağlamaları bizi hiçe saymaları bize çok koydu.

Yılın en güzel sabahlarına dertli tasalı uyanıyoruz, boğazımızdan geçen lokmanın tadı yok, satılmış, terkedilmiş, kullanılmış hissediyoruz bugünlerde ama hesap soracağımız günler elbet doğacak!
Fenerbahçe ile uğraşanlar geçmişte olduğu gibi bugün de cezalandırılacak.
Bu adamların yargısı varsın şampiyonluğumuzu elimizden alsın biz Fenerbahçeli olmanın gururunu iliklerimizde hissetmişiz zaten;

Yüz yıl kupa almasak küme düşşek ne olur?

22 Haziran 2011

blogu stress topu olarak kullandığım bir yazı daha.

sanki en sevmediğim şey, en çok içimi burkan şey arkadaş kaybetmek değilmiş gibi inadına yaşıyorum bu tarz şeyleri.
allahını sikeyim paranın!

Yine ergen gibi depresyon kafasındayım, daha yeni gelmiş olsam da bu kafaya olsun sonu nasıl bitiyor bildiğim için biraz yazayım da rahatlayayım dedim.

ulan neymiş yanlış laflar etmiş, doğru insanlara yanlış yapmışım.
anasını sikeyim yaptığım her şeyin arkasındayım ben hala, tek bir şey dışında
her seferinde de aynı şey aslına bakarsan.
her seferinde kendimi uyarmama rağmen yaptığım, hayatımda ki en büyük hatam.
hiç akıllanmayarak da yapmaya devam edeceğim yegane zayıflığım
arkadaşlara güvenmek.

ben ki ona buna; sevgiline , dostuna , sana kardeşim diyene bile güvenmeyeceksin" diye beylik laflar eden adamım.
bir insan hiç arkadaşı olmadığı bir dünyayı hayal eder mi aq?
ben ediyorum.

hiç tanımadığı insanların olduğu bir ülkeye , sırf tanıdık kimse olmasın diye gitmeyi arzular mı bir insan?
ben arzuluyorum!

ve bunun suçlusu da benmişim elalemin gözünde.
bana her boku hissettiren insanlar değil, bunu dile getiren benim suçlu
yaptığı hataları yüzlerine vurduğum için benmişim suçlu.

sevdiğimiz insanlara sırf hatalarını düzeltsinler daha mutlu yaşasınlar diye yol göstermeye çalışırken "bunları konuşmak sana düşmez " cevabı alan adam olmaktan daha kötü ne hissettirebilir ki bir insana?

işte o an tüm fizik kurallarını hiçe sayıp kendi ağzına sıçmak istiyor insan, o lafları eden ağzına!
ben burada esra ceyhan psikolojisiyle " en kötü huyum dürüstlüğüm" tadında konuşmuyorum ama bıktım artık aq!

insanların gözünde ne abazalığımız kaldı ne o.çocukluğumuz.
arkadaşlarımla konuşurken kendimi kasıyorum artık, her fotoğrafın altında yorumumuz varmış da bilmem ne.
incir reçelindeki abla gibi attırıcam önyargılarınıza da bu sefer de "her ön yargıya attırıyo, karı kız düşürmek için" meselesi çıkar ortaya, eğer karşı cinsten bir kaç abla okuyorsa bu yazıyı, sizi ayarlamak için yazmadım bu yazıyı baştan söyleyeyim , sonra "ayyy ne duygusal çocuk, yazık çok üzüldüm bu gece bana sarılarak uyusun" falan dersiniz , mazallah.
hakikaten bunların olabileceğini düşünen kafalar var.
neyse ne diyoduk

ata demirerli yeni avea reklamlarının da allah bin belasını versin. şahandan da kalitesizleşti bu herif.

öyle işte mal gibi burda içimi de açtım falan. gelsin şimdi "ayyy noldu canımm" lı mesajlar . arkadaşların bir kısmı ağzına sıçıyor diğer kısmı teselli ediyor , taraflar hep değişiyor falan.
sırf bu taraf olayının belirsizliğinden bile, sevgilimi alıp siktir olup gidesim var başka memleketlere , numaraları falan değiştirip kaçmak istiyorum tanıdık insanlardan. orada da kimseyle samimi olmadan yaşamak, cennetten farksız, dertsiz tasasız olurdu.

fox tv nin de tüm karizmasını sikiyorlar türk televizyonlarında , kanalın adı fox verdiği dizinin adı dinle sevgili. yazıklar olsun

24 Mayıs 2011

Fenerbahçe Rahat Edemez!



Öncelikle 18. şampiyonluğumuz kutlu olsun!

En anlamlı şampiyonluğumuz diyemiyorum çünkü Fenerbahçe bunun gibi son hafta şampiyonluklarını daha önce de yaşadı. Daha önce de rakibi maçını ilk yarı da kopartırken kendisi 1 - 0 geriden gelmeye uğraştı. Bu sefer ilk golü atan taraf olarak biraz rahatlasa da yine eskisi kadar zorlandı.
Ama bu sefer ayrı bir baskı vardı üstümüzde bunu kabul ediyorum, o da 2 sefer son haftada şampiyonluk vermenin psikolojisiydi tabi.

Fenerbahçe bundan sonra da iddia ediyorum hiç bir sene şampiyonluğunu 2-3 hafta önceden tescilleyemez. Fenerbahçeli hiç bir zaman bir oh çekip son maçı elinde cipsi, birası ile rahat rahat izleyemez. Bu ülke psikolojisiyle hiç bir zaman son maça yedekleriyle çıkamaz!

Fenerbahçe düşmanları her zaman var olacak, her zaman böyle gözü kapalı, zihni kapalı, ağızları açık nefretlerini kusacaklar ve işte bu yüzden de Fenerbahçe'nin son haftalara başa baş girdiği rakibi isterse kalecisini yitirsin, isterse golcüleri sakatlansın ama yine de son haftaya kadar Fener ile yarışacak!

Evet mide bulandırıcı, evet sinir bozucu bir durum ama bu böyle, açık ve net!
Bu psikoloji ile bu ülkede Fenerbahçeyle yarışan takım kim olursa olsun böyle olacak, son haftaya kadar kimle oynarsa oynasın Fenerbahçe ile gelecek. Rakip takım oyuncuları "xxx için oynadık" demeçleri verirken, Fenerbahçe'nin oynayacağı takımın yöneticileri "Feneri yenin, xxx i şampiyon yapın borçlarınızı silip paranızı ödeyeceğim" diyebilecek.

Öyle bir takımız işte biz; her zaman taraftarın midesine kramplar, rüyalarına, kabuslarına son hafta maçları girer.

Öyle bir takımız işte biz; son maç günü zaman geçmez, zaman geçsin diye edilen dualar neredeyse maçı alalım diye edilen dualardan fazla gelir

Öyle bir takımız işte biz; Şampiyonluk kutlamalarında yanımızdakinin hangi takımlı olduğundan kuşkulanmadan seviniriz

Öyle bir takımız işte biz; Tüm ülkeyi karşısına alıp yenebilecek kadar kuvvetli, güçlü, arzuluyuz!

Fenerbahçeli'nin çilesi bu her sene diken üstünde yaşayacak son 90 dakikayı,
Fenerbahçe'nin olayı bu , bozacak üstüne oynanan tüm oyunları, kurulan ittifakları

Teşekkürler Fenerbahçe, bize bu gururu yaşattığın, alnımız açık başımız dik şampiyonluk kutlattığın için!

22 Mayıs 2011

Haydi Bastır Fenerbahçe!




Peşin peşin konuşalım da şampiyonluktan sonra yazdı ya da şampiyon olsaydık böyle demezdin ama diye konuşmasınlar yazısı olsun bu;

Sene başında yine her sene başı olduğu gibi bir umut başladık lige, her sene içimiz içimize sığmıyor zaten verilen aradan sonra Fenerbahçeye kavuşmuş olmanın mutluluğu ile takım kötü de gitse pek üzülmüyor insan. İlk yarı çok da güzel gitmiyordu bence işler, boşboğaz (antunun deyimiyle) renktaşlarımız hatta direk antu koskoca bir efsaneye, Aykut Kocaman'a Fenerbahçenin nasıl bir yer olduğunu kendilerince öğretmeye çalışıyorlardı.

Yine olmayacak diyenler, bu seneyi de verdik baştan diyenlerin yanında Aykut'a ve Takıma inancını günde beş vakit dile getirenler de vardı elbet. Olması gereken de buydu, başkanlık konusunda istikrar istikrar diyen dillerin de teknik direktör konusunda bu aceleciliği aynı anlamsızlığa dayanıyordu zaten.

Türkiye kupasında yine garip yenilgiler geldi peşinden, Türkiye kupasına anlam veren tek şeyin Fenerbahçe'nin bu kupada ki bahsıtsızlığı olduğunun farkına varamayan "eğlence düşkünü" rakiplerin dillerine düştük 'yeniden'.

2. yarı başlarında Aziz Yıldırım'ın konuk olduğu ntv programında söylediği sözler de siyasetçi vaadleri gibi geldi kulaklarımıza. Takımın bu sene şampiyon olacağına sevmediğimiz Aziz Yıldırım belki de bizden çok inanmıştı. Belki de bu şampiyonluk ruhunu vurgulaya vurgulaya anlatması bile bize ufak da olsa bir gaz verdi, inanç tazeledi de diyebiliriz. Aykutla konuştum, arkasındayız demesi bile bizler için yeterliydi aslında takıma o dönemlerde.

Bomba gibi devam ettik daha sonra, iç sahada inanılmaz bir performansla avrupa gol yememe rekoru bile geldi bu sezon. Dışarıda ki manisa maçına yürekleri şampiyonluk inancıyla dolu yüzlerce taraftar aktı sağdan soldan. Bence şu an bulunduğumuz durumda o maçtaki taraftarın çok büyük bir etkisi var.
Fenerbahçe şahlanmıştı bir kere içeri de dışarıda herkesi birer birer ezmeye başladı. Her yarışta olduğu gibi bu yarışta da lider olanın, favori olanın düşmanları çoğaldı. Tüm türkiye Fenerbahçe'nin rakiplerinin yanında oldu, onların renklerine büründü onların bestelerini söyledi. Yine tüm ülke fenerbahçe nefreti ile dolmuştu bu sene, geçen sene "bu sene de bursa şampiyon olsun canım"cılar bu sene "trabzon kaç yıldır hasret, onlar olsun"a döndüler. Fenerbahçe gittiği her şehire bereket götürür sözünün yanında düşmanlarını da götürür olmuştu artık. Her rakip "trabzon için oynacağız" "trabzon için oynadık" demeye başladı artık, hem sahada hem dışarda güzel oynadığı söylenen Fenerbahçe ve Fenerbahçe taraftarı şampiyonluk yolunda arabanın camlarını kapamış son sürat ilerliyordu. Yetişemediler hızımıza karşımıza çıkanı devirdik ve son haftaya kadar geldik artık.

Bu sefer her zamankinden çok hakettik şampiyonluğu, nefret basamaklarına basa basa yükseldik liderliğe. Son bir basamak kaldı artık şampiyonluğa bu basamağı da yüreklerdeki Fenerbahçe aşkı ile geçeceğiz. Kalbimizde en derin yerlere sakladığımız, tertemiz duygularla pakladığımız Fenerbahçe sevgisini şampiyonluk kupası ile diğerlerinin yüzlerine vuracağız.
Hüsran yaşamak da ustalık sertifikası alsak da , hüsran yaşasak da bir kez daha biz takımımızın yanındayız.
Her ne olursa olsun;

İnanıyoruz, güveniyoruz, 18. şampiyonluk hemen önümüzde, haklıyız! kazanacağız!

16 Mayıs 2011

Kucak Kucağa


önce 45 cm sonra 75 cm saçmalıkları çıktı okullarda. kız ve erkek öğrencilerin birbirlerine yanaşmalarını yasakladılar bir kaç okulda. internette yasaklar birbirini kovalıyor sehven ve hunharca.
şimdi ise beyoğlu belediyesinin öncülüğünde, kafelerdeki çift kişilik koltukları kaldırıyorlar. yaz geliyor gençler biranın yanında çerez niyetine birbirini götürmesin diye herhalde?
kısacası hükümet bokunu çıkardı, hükümetten gazı alan belediyeler de arkamız sağlam bize bişey olmaz düşüncesiyle sıvıyorlar bu saçmalıkları.

japonca da kriz kelimesi fırsat ile eş anlamlıdır geyiği vardır ya, heh işte tam da o hesap, biz de çift kişilik koltukların kaldırılmasını fırsat bilip, tek kişilik koltuklarda "kucak kucağa" oturmayı öneriyoruz.

şimdi onlar düşünsün :)

Facebookta kucak kucağayız ; https://www.facebook.com/kucakkucaga

28 Nisan 2011

insan

paragraflarca yazı yazıp son noktada komple baştan sildim her seferinde.
öyle bir şey işte insan
çok garip.
Yılmaz Özdil

25 Mart 2011

Modern Zaman Zorlukları Top 5

Eskiden xx mi varmış, pehh" gibi cümlelerin top 5'i olsun bu yazı da.
Aslında bir DNS sorunumuz var ki dillere destan ama onu ben listeye almicam, gözümüze gözümüze soktular listeye de sokmaya gerek yok diye düşünüyorum.
Şu teknoloji kendisiyle beraber yüzlerce de zorluk getirdi beraberinde, bazen öyle rahatsız ediyorlar ki adamı keşke olmasaydı bunlar diyoruz, işte onların listesini yazacağım.
Başlayalım ozaman;

5- Scart Girişi Bozulması

Bu aslında biraz eski bir sorunsal, televizyonunuzun arkasında duran o dikdörtgenimsi garip kısımdan bahsediyorum. pleysiteyşını olan çocuklar bozar genelde bunu sonra sonra vcd, dvd meraklıları da çok hasar vermiştir bu girişe. Şimdilerde daha kolay girişler yapıldı yeni nesil televizyonlara ama eski tadı vermiyorlar tabi. Herneyse, bu giriş bozuldu mu hülya avşarı patlıcan moru, nihat doğanı hulk olarak görmeye başlıyorsunuz bir süre sonra. görüntü kaymaları da cabası, 100 ayrı açıda oynatır en sonunda bulursun düzgün ayarı ama her sabah yeniden bozulur bu meret! lanet olasıcadan kurtuldukta rahatladık aslında, şimdi düşününce...

4- Kulaklıkların Birbirine Girmesi

Bunun için ayrı bir meleği olduğunu düşünüyorum tanrının! Yahu 3 saat uğraşıp düzeltiyosun markete girdiğinde 2 saniye cebine koyuyorsun yine 3 saatlik karışıyor birbirine kulaklıklar! Böyle sinir bozucu böyle gıcık bir şey olamaz! Arkadaş mp3 çalarını alıyorsun yanına yolda şurdan şuraya gidene kadar 2 cümle bir şeyler dinleyeyim diye, yolun yarısı bu lanet olayı düzeltmeye uğraşmakla geçiyor, sonra aç arap saçına döndüm'ü dinle ne fayda??? düşe kalka kan ter içinde kala kala yolu yarılamışsın zaten söküp atasım geliyor ah le yar yar...

3- Kumanda'nın Decoder'i Görmemesi

Uzanmışsın koltuğa izliyorsun filmini bir yanda cips bir yanda kola, aman yareppi yok böyle bir keyif hani içeriki odada yangın çıksa gidip işemezsin üstüne o derece! Film reklama girer 2 dakka ntvspora bakiyim dersin alırsın tembelliğinden dolayı yakınına koyduğun kumandayı eline, tuşlarsın 79 u... Ve işte korku filmi orada başlıyor! kumandayı sıkarsın, pillerini kontrol edersin yattığın yerden, sallarsın , sehpaya vurursun ama işte o lanet şey digiturk'ü görmez. ağlatır seni, iddia ediyorum belluci ile uzun bir gece bile, o kumandayı decoder görsün diye doğrulduğunda hissettiğin yorgunluğu veremez beline!

2- Da Vinci Şifreleri

Şahsi olarak yalnızca benim 50 ye yakın siteye üyeliğim vardır herhalde, bir çoğunuzun da 10dan fazla siteye üyeliği vardır yüksek ihtimal. Bunun dışında pin kodları, puk kodları, lanet olası kredi kartı şifreleri, v.s. v.s. ... e-devlet şifresi bile var! ulan şerefsizim einstein yaşasa onun kafası bulanırdı bu karmaşa da , gerekli ve güvenli olmasa çok şey söylerdim bu zorluğa da ama boynumuz kıldan ince seküritiye napalım.

1- Çekmeyen Wireless Sinyalleri

Günümüzde karşı komşunuzu elinde laptop bir odadan diğerine geçerken, cam kenarında baykuş gibi tüneyip facebooka girerken görmeniz çok mümkün. Sanmaki bebeğim, o adam tuna kiremitçi duygusallığında cam kenarında romantizm yaşayıp yağan kar'ı seyrediyor. O senin fukara komşun ve tek derdi senin sinyalini düdüklemek! Bu teknoloji çıktı çıkalı sinyalci diye tabir ettiğimiz kişilerin çilesi de bir kat daha arttı. Bende çok "çektim" zamanında bu illetten internet borcunu ödemediğimiz günlerde. Allah düşmanıma vermesin böyle ızdırap, sırf bu iş yüzünden wireless şifresi kırmayı öğrenen genç kızlar var ya, sen düşün artık gerisini!


08 Şubat 2011

Yürüyen Merdiven, Eriyen Ruh


Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı'na yürüyen merdivenler yapılmış, taraftarımızın rahatı ve güvenliği için. Yürüyen merdivenden sonra , bağıran taraftar, elektronik pankart falan da yapar mısınız?

2 resim arasında ki en büyük fark nedir biliyor musunuz?
En temel ihtiyacımız;
RUH!

Related Posts with Thumbnails